kitap kokusu

kitap eleştirisi; otomatik portakal

Merhaba, gene pek beğendiğim bir kitapla karşınızdayım. Kitabın adı; Otomatik Portakal ,yazarı; Anthony Burgess.

 

Öncelikle belirtmeliyim ki okumaya başladığımda barındırdığı ölçüsüz şiddet ilk başta o kadar rahatsız etti ki kitabın sonunu göremeyeceğimden korktum. Sonrasında yazarın aslında amacının okuru rahatsız hissettirmek olduğunu anladım. Bu anlamda başarıya ulaştı.

en kısa haliyle;

Bluğ çağında bir şiddet meraklısı ergenin şiddet eğilimini yok etmek için maruz kaldığı bir tedaviyi konu alıyor kitap. Ama arka planda suç işlemeyi tercih etme özgürlüğü ortadan kaldırıldığında yapılan seçimlerin gerçekten bir iyilik olup olmadığı sorusunu da irdeliyor yazar.

buradan sonrası bir miktar spoiler içerir!

Kitaba önce sosyolojik açıdan bakacak olursak; kenar mahallede yetişen bir kaç çocuğun kendi suç çetelerini kurup her türlü kanun dışılığı yapmaları, bol bol suç işleyip şiddet duygularını tatmin etmeleri ekseninde gelişirken olaylar; herkese karşı uyguladıkları bu fütursuz şiddetin kendi aralarında da baş göstermesi ve diğer arkadaşlarının ihanetiyle baş kahramanımız Alex`in hapse düşmesini izler okur. Kendisinden başka hiç bir kuralı tanımayan Alex`in kötü davrandığı arkadaşlarının da bir gün haliyle kural tanımayarak güzel bir ihanet tertip etmeleri gayet sosyolojik bir ironidir. Baş kahramanın bu kadar şiddet ihtiyacı duyması da kitabın ilk bölümlerinde acayibime gitmişti ama psikoloğumun bağımlılık türlerini sayarken “aşk ve şiddet” deyişi geldi aklıma. Bu ikisinin dahi bağımlılık yapabilmesi üzerine düşünülmesi gereken bir şey bence. Kitaba devam edecek olursam eğer; sonrasında kabul ettiği bir deneysel tedavi yoluyla içindeki şiddet dürtülerini uygulayamayan bir gence dönüşüyor Alex.

suç işleme özgürlüğü?!

Felsefi olarak bakacak olursak eğer; kitaptaki papaz karakterinin de sık sık belirttiği gibi suç işleyememek değildir mesele, suç işlememektir. Ayrıca toplum mu daha ahlaksız yoksa baş kahraman mı düşündüren bir diğer soru olmuştur okuma boyunca. Çünkü şiddet bağımlısı da olsa kendi tercihlerini yaşayan başkalarına boyun eğmeyen bir karakter Alex. Başta çok gıcık olup kitabın sonlarına doğru empati bile yapabildim 🙂

Suç işleyemediğiniz bir dünya hayal edin. Kötü düşünceler zihne üşüştüğünde dahi hastalandığınız bir dünya. Burada bazen dünyadaki kötülüklere bakıp da “neden Tanrım engel olmuyorsun?” diye serzenişte bulunduğunuz anlar geldi mi aklınıza? Hah onları koyalım cebimize ve diyelim ki; eğer kötülük yapamayacak olsaydık tam anlamıyla insan olabilir miydik? Yoksa otomatik bir robot, meyve, sebze mesela portakal mı olurduk? =) Buradan Pavlov`a da bir selam gönderelim yeri gelmişken.

Çok güzel çok düşündüren bir distopyaydı. Şöyle de bir farklılık var diğer “ütopya” kitaplarına göre; anlatılan dünya hiç ama hiç bir şey gerçeküstü değil. Doz anlamında günümüzden farklı evet ama olayların her biri bugün bu dünyanın dört bir yanında, her an zaten yaşanıyor.

Ekibin kendi aralarında oluşturdukları argo dil de takdire şayan =) Yazar resmen bir dil kurgulamış.

Ütopya okumayı sevenler için;

Uyandığında burada,Villa Meçhul ise burada.

Otomatik portakal hakkında daha fazla bilgi almak isteyenler için aşağıya iki link bırakıyorum.

herkese iyi okumalar.

Otomatik Portakal ve Anthony Burgess Hakkında Bilmeniz Gereken 9 İlginç Ayrıntı

Otomatik Portakal ve Şiddet

*Kapak resmi Connor Danylenko adlı kişinin Pexels‘daki fotoğrafı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir