Uncategorized

Büyümek mi büyüktür yaşlanmak mı?

merhaba,

bugün ki kafa meşguliyetim “büyüdüğünü anlar mı insan?” sorusu.

sahi anlar mıyız büyüdüğümüzü? yoksa “sen artık büyüdün” telkinleriyle büyümenin ne olduğunu anlamadan, büyüdüğümüzü mü anlarız? büyümek en, boy düzleminde mi yoksa zihinsel kabiliyetlerin gelişiminde mi belli eder kendini?

 

kafam karışık bugün. ya yaşlanmak? bu ikisi arasında sadece dilbilimsel bir fark mı var aslında? ya da belli bir sınırı geçtikten sonra mı yaşlanıyor oluyoruz? on üçüncü yaş gününün akabinde kimse yaşlandığını düşünmüyor büyümek oluyor mesele ve otuz üçüncü yaşını kutlayan bir insan şakayla karışık “yaşlandık artık” diyebiliyor.

dil bilgisini bir kenara bırakalım.

büyüdüğünüzü anladığınız zamanla, yaşlanmaya başladığınızı anladığınız zamanları karşılaştırın. önemli bir kaybın ardından insanlar aniden büyüdüklerini iddia ediyorlar. uzun süreli sıkıntıya göğüs germe durumundan sonra ise insanlar bu sıkıntıların onları yaşlandırdığını iddia ediyor. benim fikrimce hepsi doğru söylüyor çünkü ne hissediyorsak doğrudur o ama benim için ayrım bu noktada süreklilik farkı ve acı ortaklığı şu noktada. yani büyümek için de yaşlanmak için de belli başlı bir acıya ihtiyacımız var. acı burada ortak payda lakin acının sürekliliği fark ediyor büyümekten yaşlanmaya geçiş aşamasında. söylediğim şey tabi ki fiziksel anlamda bir ayırım ya da ortaklık değil sadece bizlere bu duyguları hissettirmesi noktasında alın dediklerimi.

a-032
bitki çayı? =)

çoktandır büyüğüm mesela ben, küçükken de büyüktüm sanki. büyük gözükmek zorunda hissettiğimdendir belki de hep büyük gibi tavırlarım. ama hayatın getirdiği belli başlı standartların sürekliliğinde inceden sorgular oldum yaşlanıyor muyum diye. yahut yaşlanmanın ilk adımı nedir diyorum kendi kendime. eskiden keyif aldığım ortamlarda şu anda yeniden bulunduğumda kendime yabancılaşıyorum. içimden bir ses “ne işim var benim burada” diyor, “ne işim var bu insanların arasında” diyor. sağ olsun sürekli diyor ama. içten içe oraya ait olmadığını bilmemin yapmacıklığı çöküyor üstüme. yapmacıklığımı kimse değil kendim fark ediyorum, izliyorum sonra kendimi, izliyorum, izliyorum. ne zorunluluğum olduğunu bulamadım hala. belki de iyice yaşlanıp huysuzluğa sığınırım vakti gelince. ya da o zamana kalmaz yakın vadede tam olarak olmak istemediğim yer konusunda daha kararlı olurum hatta olmak istediğim yerin neresi olduğuna dahi karar vermiş olurum. inceden bir gülümseme aldı beni 🙂

hep gülümseyebilmek dileğiyle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir