kitap kokusu

kitap eleştirisi; içimizdeki ermeni (1915-2015)

merhaba,

kitap yorumu eklemek en başarılı olmam gereken alanken, okuduğum kitapların eleştirisini yazmakta hep tembellik ettiğimi fark ettim. o kadar çok kitap geçiyor ki elimden okumaktan bu kadar keyif aldığım kitapları yorumlarken niye bu tembellik deyip bilgisayarın başına kuruldum.

geçen yıl ki kitap fuarından aldığım bu kitaba yeni sıra geldi. ganimet fazlaydı geçen yıl, araya başka başka kitaplar da eklenince buncağızım en sona kalmış 🙂
ayna metaforuna dikkat!

*Can Yayınları/2015 basım yılı
*264 sayfa
öyle etkileyici bir kitaptı ki kısaca anlatmak gerekirse -ki bu kitaptan kısaca bahsetmek biraz zor- derleyen, 1915 olaylarının üzerinden geçen bir koca yüz yılın edebiyat dünyamızda nasıl vukuu bulduğuna dair net bir bakış sunuyor okura. derleyen dedim çünkü kitap Yiğit Bener önderliğinde hazırlanmış 35 yazar/düşünür tarafından kaleme alınmış hikayelerden oluşan bir derleme. Yiğit Bener`in kapanış yazısıyla beraber yazar sayısı 36 ya çıkıyor. Murathan Mungan, Ece Temelkuran, Adalet Ağaoğlu, Murat Uyurkulak, Karin Karakaşlı, Selim İleri gibi pek çok yazarın katkısını kimi zaman hikaye kimi zaman açılış konuşması vb şeklinde görüyoruz.
dokunulması zor bir konu edebiyat için ama tam da bu sayede edebiyatın zırhına sığınarak “insana dair”, insanın içine dokunan hikayeler yer alıyor kitapta. konu zor çünkü konu tabu. bu konudan bahseden birisinin sadece araştırma sevdalısı olması kabil değil illaki bir tarafta durmak zorundaymışsınız gibi yoksa bahsedilemiyor bile bu meseleden. oysaki durmamız gereken taraf “insan” tarafı. 
kitaba göre yaşanan tüm acılara objektif olarak bakıldığında “soykırım” ile “tehcir” kelimeleri arasında niteleme haricinde aslolan bir fark olmadığı gösterilmeye çalışıyor. projenin hedefi “1915 olayları” hakkında her yazarın bir hikayeyle “niteleme” meselesinden uzak, milliyetçi temelli karşılıklı suçlamaların anlamsızlığını ortaya koyacak bir ortak tanıklık oluşturmak ki bence biraz daha fazlasını başarmışlar; düşündürmek! her ne ise beni düşündüren, kıvrandıran kitap/hikaye/söz vb. benim için çok kıymetlidir. bu kitapta da te kelimeyle bol bol düşündüren bir kitap.
özellikle derleyen Yiğit Bener’in kapanış yazısı sanki bu 35 hikayenin mikro özeti gibiydi. Bener`in dikkatimizi çekmeye çalıştığı gibi “kimdir ecdat”, “biz kimiz” vb sorular benim için meseleyle ilgili önyargılarımla yüzleşmem gerektiğini, bu güne kadar konu hakkında okuduğum onca kaynağın “aynı” tarafta yer aldığını ve bu durumda biraz da diğer tarafın acılarını da okumam gerektiği, daha fazla daha fazla araştırmam gerektiğini bana farkettirmesi açısından vurucu oldu. ecdatın kim olduğunu sorarken “ecdat” tanımının hangi kitleyi kapsadığını didikliyor. bilinçli olarak yapılan bu didikleme ile biz okurlara islamiyet öncesi Türkler mi yoksa müslüman Türkler mi ecdattır peki Osmanlı tebaası, bir dakika ya müslüman olup Türk olmayanlar da ecdadımız sayılır mı? yoksa müslüman ve Türk olmak yetmez mezhepsel olarak daha da mı daraltmalıyız ecdat tanımını diye soruyor. bana sorarsanız eğer kastettiği şey hepsi ecdattır ve hepsinin iyi ya da kötü yaptıklarını bir anlamda kabul etmemiz gerektiğidir.
önyargıları olmayıp, kafasında her konu hakkında her zaman soru barındıran, kendini “insancı” olarak tanımlayabilecek herkesin okumaktan keyif alacağını düşünüyorum. önyargılarımızdan arınmak dünyaya faydalı bireyler olmak yolunda kendimize vereceğimiz en güzel meziyettir.
bu arada kitabın Hrant Dink anısına yayımlandığını da belirtmeden gitmeyeyim.
kitapla ilgili başka bir eleştiri de okuyayım derseniz eğer; linki burada.
herkese iyi okumalar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir