bayan yanı

pamuk

kime pamuk?

bana yazık!

yola çıktım bugün, yola çıkacağımı bilmişçesine aradı. gece on iki otobüsüne bindim saat şimdi gece üç, mola yerindeyim, sadece sigara içiyorum. anonslar, anonslar gecenin ayazında tuvalete koşturanlar, sucuk ekmek sırasında götü donanlar ve benim gibi sigara içerken götü donanlar. ellerinde çay bardakları sohbet edenler, uyku mahmurluğunda fırlamalık yapamayan anneleri tarafından sürüklenen çocuklar, toplu halde yemeğini yiyen kaptanlar ve muavinler, onlara koşuşturarak hizmet eden garsonlar, self servis sırasında ellerinde tabldot tepsileriyle bağıran çağıran bir yandan kepçe kepçe yemek dolduran aşçı yamaklarının önünde bekleyenler… hepimiz o kaosun ortasında ne için durduğumuzu bilmeden duruyoruz.

birisiyle berabermiş onun için aramış beni. yola çıkıyorum ben, o beni arıyor hem de bir haber vermek için. “anladım” dedim, bu haberi bana vermek için bile beraber olabilir birisiyle çünkü. sırf anladım deyişimdeki ses tonumdan ruhumu yeniden yeniden çözmek için.

çok neşeliydi sesi yani mutlu gibi değil de tam olarak neşeli işte. bu haberi bana verecek olmanın heyecanı vardı ses tonunda, ne düzgündür diksiyonu -neşeli diksiyon-. hayatı tutkuyla yaşayanların bi saçma neşesi vardır ya, işte ondan.

bütün yol düşündüm, kitabın hep aynı sayfası açık kaldı kucağımda çünkü beynimde dönen bir film vardı. hala düşünüyorum; götüm donarken ve şu pislik sigarayı hayvan gibi içerken hala düşünüyorum tüm olanları. dediklerini de düşünüyorum. aslında dediklerini daha çok düşünüyorum. insan zihni olanları sonradan iyi hatırlamaya programlanmış gibi.

şuanda otobüste değil atölyede olmalıydım, boyaya batmalıydım ben şuan ama bu otobüse sıkıştım kaldım kafamda onunla. sigara kesmez boya gerekti bana şuan. yolun beni götüreceği yerde kafayı dinlerim mi sanmıştım acaba? çemberin dışına çıkarım mı sanmıştım. kafan zaten gürültüyü yapan, çember sensin asıl amaç kafayı dinlememekmiş meğer.

bana diyor ki; “senden çok ders aldım, bi` görsen ona pamuk gibi davranıyorum”. o kadar laf etti, yok abi bu laf bitirdi beni. içimdeki okuyan, üreten, çalışan, şehirli, sanatçı, ayakları üzerinde duran, ukala dümbeleği kadın gitti sanki hiç sesi yok bu gece. sadece o çocukluğumun korunmaya muhtaç küçük kızının sesini duyuyorum. ne varoş kızmış bu!

“kime pamuk?” diyor sürekli ve “bana yazık”. belli kelime kalıplarını ya da tekerlemeleri arka arkaya çok fazla tekrarlamak hipnoz etkisi yaratır mı acaba?

lan bu kız haklı galiba. bütün donanımım beni bıraktı kenarda bu salak, kıskanç kızı dinliyorum sürekli. onunla yatması bile değil mesele bu anlaşılır bir şey mi mesele birisine pamuk gibi davranması!

bir kelime yaktı canımı çok; “pamuk”.

bir pamuk çiz deseler bana şimdi ah ne renk çizerim onu acaba? o nasıl bir pamuk olur kapkara içi kenarlarında ne renkler taşır? dokusunu pamuk gibi mi yaparım yoksa parmaklarımı daldırıp boyaya pütür pütür -yürek gibi- kabartır mıyım tuvali? boyaya batmam lazım!

sana batsam? battım ya sana, dibe battım ben. sen çıkartırsın beni bu denli dipteyken bilirim. saatlerce yürürüm bıraksan ya da saatlerce boyarım, saatlerce okurum sanıyordum ama bırakmadın.

keşke hiç bırakmasaydın!

ya pamuk?

*resim https://www.arttablo.com/ dan alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir