yerler

Yerler; Sakız Adası (Chios) 2, Ayvalık göçmeni!

merhaba,

bu çok çok soğuk kış gününde, içim tir tir titrerken sizlere sıcacık Sakız Adası`ndan bahsetmek istedim. düşündükçe anlattıkça içimiz ısınır belki biraz =) baştan belirteyim uzun bir yazı olacak.

ada ile ilgili ilk yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Sakız`ın genel özelliklerinden, yiyecek kültüründen falan bahsetmiştim. bu yazımda ise başlıkta belirttiğim gibi adanın güzel insanlarından bahsetmek istiyorum size.

Sakıza son gittiğimizde araba kiralamak için yanlış hatırlamıyorsam Hertz firmasının acentesine girdik. (bu arada tüm büyük rent a car firmalarının şubeleri var hemen liman karşısında) çok sempatik, 60lı yaşlarında bir satış danışmanı beyle muhatap olduk. çok sıcakkanlı oldukları için ben bir yandan onla sohbet ederken diğer yandan da annem ve eşime konuşmamızı tercüme ediyordum ve hatta annemin “şunu da de, aynı babana benziyor söyle söyle :)” vb. çeviri isteklerini de yanıtlıyordum.

adamcağız da uzun beyaz kaşlı, açık tenli gerçekten de babama benziyordu, sohbetin bir noktasında eşim ailelerimizin Girit göçmeni olduğunu adama söylememi istedi. Girit in İngilizcesini unuttuğum için de adama “giiriit” dedim =) “girika, girika” diye yanıtladı o da beni.

Neyse ikimizin de babaannesinin Girit göçmeni olduğunu anlatırken adama ben, adam kalktı bir raftan içinde bir fotoğraf olan beyaz bir çerçeve indirdi ve bize gösterdi. Fotoğraf bir deniz kenarında çok önceden çekilmiş 30lu yaşlarında fit ve güneş yanığı bir erkeğe ait.

“Babam” dedi adam bizlere “burası da Ayvalık”, “Ayvalık göçmeniyiz biz de”. Ben o kadar çok şaşırdım ki o an size anlatamam. Döndüm eşimle anneme “Ayvalık göçmeniiymişşş!” “siz hiç Ayvalık göçmeni diye bir şey duydunuz mu?” falan diyorum sürekli. İzmir de Selanik göçmeni, Bulgar göçmeni, Arnavutluk göçmeni vb o kadar yaygın, kulağımız o tanımlamalara o kadar aşinadır ki Ayvalık göçmenine ba-yıl-dım! hem şaşırdım hem bayıldım.

hayır nesine şaşırıyorsun değil mi? mübadele ne demek? işte tam olarak bu demek. siz oraya, onlar buraya. hep çevremizdekiler Boşnak göçmeni, Yunan, Arnavut göçmeni vb. ama bu bize hiç yabancı gelmiyordu. ne zaman ki duydum o güzel adada Ayvalık göçmeni, Çeşme göçmeni işte parçalar tam olarak o zaman oturdu yerlerine.

gelelim ikinci güzel insanımıza; kendisi kordon boyunda turistik malzemeler satan güzel bir şarküteri/cafenin satış danışmanı.

30lu yaşlarında güler yüzlü, sempatik bir Çeşmeli Türk kızı. adalı bir gençle evlenip buraya taşınmış üç yıldır da adada yaşıyormuş. onunla yaptığımız sohbetten öğrendiğim şey ise mutluluk varsa şehir, mekan, para çok önem arz etmez. turistik sezonda (tabi ki Türkçe bildiği için) günlük 20-25 Euro ya çalışıyormuş ve bu ücreti ‘adada en yüksek maaş alanlardanım’ diye tanımlıyor. sakız adasında uzolu, balıklı ortalama bir akşam yemeği fiyatı da kişi başı 25 Euro civarı, kıyaslama yapabilmek açısından söylüyorum. ama o kadar neşeli, o kadar keyfi yerinde ki mutlu olduğu her halinden belli oluyor. adada yapılacak pek bir şey olmadığını satın alınan tekstil ürünlerinin bile zaten Türkiye`den  getirilip satıldığını çünkü üretim tesislerinin bulunmadığını anlattı. zeytin, zeytinyağı, bal, sakız gibi tarımsal üretim ve tabi ki Türk turisti vesilesiyle adanın geçindiğinden bahsetti. yani hizmet sektörü ile tarım adalıların asıl geçim kaynağını oluşturuyor ama genel olarak hallerinden memnun olduklarını en azından güvende olduklarını düşündüklerini çünkü öyle yüksek oranlarda kavga, gürültü, hırsızlık olmadığından bahsetti. e terör olayları vb. zaten yok. çok önemli detaylar bence bunlar.

onun çalıştığı şarküterinin dış kısmı sempatik masa, sandalyelerle bezeli bir cafe. hem alkollü hem alkolsüz içecek tercih edebiliyorsunuz.

gelelim o cafede yaşananlara; biz çok gürültülü patırtılı Türkçe konuşunca yan masadaki Yunan bir aile bize dönüp ‘İzmir`in kavakları’ türküsünü mırıldanmaya çalıştılar biz de onlara gayet şamatacı bir şekilde eşlik ettik ki bir kaç masa daha o masaya doğru yanaştı. sonradan bu türküyü mırıldanan çiftten erkek olanı çok azıcık Türkçesiyle eşinin babasının Urlalı olduğunu, İzmir`i çok sevdiklerini anlattı bize, eşi ne dese beğenirsiniz yani babası Urlalı olup hiç Türkçe bilmeyen kadıncağız; “mustafa kemal çok yakişikli” !! biz tabi onlara kahkahalarla karşılık verdik, laf aramızda bence de çok yakışıklı =)

o masaya yanaşan bir Yunan grupta ise gene dedesi Zeytinalanı`ndan (Urla`ya bağlı bir mahalle) göçen bir genç de vardı. İzmir`e gelip gidiyormuş ama Urla`ya pek yolu düşmemiş o da azıcık İngilizcesiyle bunları anlattı.

ortam öyle hoştu ki arabayı teslim etme saatimiz geldiğinde tek kelimeyle üzülerek kalktık yerimizden 🙂

benim seyahatten anladığım aslında tam olarak bu. yerel kültür, yerel insanlar, neye güler, neleri severler o şehirle ilgili öğrenmek istediklerimin başında yer alıyor.

gittiğiniz bir şehirde yurtiçi yurtdışı hiç fark etmez benim tavsiyem mutlaka insanlarla sohbet edin. orada yaşayan Türkler de iyi bir kaynak olduğu gibi özellikle oranın yerlisiyle muhabbet şansınız varsa muhakkak değerlendirin. garsonlar bu konuda kolaylıkla sohbet edilecek meslek gruplarının başında geliyor benden söylemesi 🙂

dönüş yolunda tabi düşündüğümüz şey,  bir zamanlar ne tatlı ne güzel bir armonisi varmış bu toprakların oldu. şu anda o yıllara kıyasla bu kadar az renkli/az kültürlü yaşamak da bu topraklarda yaşamanın ufak bir bedeli olsa gerek. neyse.

şimdi sizi Sakız`ın güzelim fotoğraflarıyla baş başa bırakıyorum.

sevgilerle =)

güzelliğine bakar mısınız?
Anavatos köyü
Lithi koyu
Anavatos köyünde bir sanat galerisinin el emeği duvar süsü
Mesta köyünde bendeniz 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir