Uncategorized

Cenaze aracı ve demir sandalyeler

merhaba,
ufak bir şey var söyleyeyim, dursun burada.

dapdaracık bir sokağımız var bizim, tek araç geçebilir ancak. camdayım, çiçeklerimle sohbetteyim, mahalleyi izliyorum bir kamyonet park etmiş, eşya taşınıyor. eşyalar lacivert, kırmızı kumaş kaplı, demirden kahve sandalyeleri. sokağımızda kahve sandalyelerinin depolandığı bir depo varmış, haberimiz yok. olmayıversin değil mi, n`olacak? ama yan binadan haberin yok işte, gördüğün yok. sanki ölenlerden haberin varmış gibi!

neyse hamallar ikişerli, üçerli taşıyorlar sandalyeleri. kahveye gidecek sandalyeler, evinde huzur bulamayanlar gidip oturacaklar. oyun oynamaya belki dert anlatmaya gidecek insanlar oturacak üstlerine. akşamları o kahvede kına gecesi falan yapacaklar; yaşı küçük, cebi de küçük bir kızcağız bindallısını giyince mahalledeki konu komşu oturacaklar o sandalyelere uzaktan gelini süzmek için. dedikodular dönecek o sandalyelerin üzerinde.. mühim yani o demir sandalyeler.

sokağın girişine turuncu trafik işareti bırakmışlar ki araç girmesin diye. ama girmek isteyen bir araç var; cenaze aracı. arkasında bir tabut, önde şoförün yanında ise tek bir yaşlı, zayıf adamcağız…


adam uzanıp direksiyona kornaya basıyor, bakıyor hamallar ellerinde sandalyeler ama işte sadece bakıyorlar. patron bekler, kamyonet bekler, işler bekler, kahve bekler.. sonra düşündüm bu adamları evlerinde kimler bekler? kimler bekler ki bu sandalyeler hızlı hızlı, üçer beşer, alınlarından terler akarken, arkalarında içinde cenazesi olan bir araba beklerken koşa koşa taşınır. tabi oralı ol-a-mıyor hamallar, taşımaya devam ediyorlar paslı, demir sandalyeleri.

zayıf, yaşlı adam iniyor arabadan, minicik bir adam. kaldırdı kolunu bağırıyor, duymuyorum ne diyor ama bedeni bağırıyor görüyorum. bir tekme savuruyor trafik işaretine, devrilip gidiyor. ne hamallarda ne kamyonette hareket var. taşıma işi bitmeli, sandalyeler ikişerli, üçerli, terli terli taşınmalı.

cenaze arabası bekliyor, turuncu trafik pilon devrilmiş yerde duruyor, ben elimde saksı duruyorum, yaşlı ve zayıf adam artık sinirli ve kırmızı da oldu, o da bekliyor ama hamallar durmuyor, sandalyeler hala taşınıyor.

ölüm, ölü, ölünün yakını ve balkondaki izleyici herkes bekliyor ama hayat ama çalışanlar ama sandalyeler ama patron bekleyemiyor maalesef.

bende soruyorum size şimdi bu hikaye değil midir gerçekliğin bayrak sallayanı?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir